21 Aralık 2008

YERLİ MALI HAFTASINI KUTLADIK

GEÇTİĞİMİZ CUMA GÜNÜ SINIFIMIZDA YERLİ MALI HAFTASINI KUTLADIK. BİR HAFTA BOYUNCA ŞİİR VE ŞARKILARIMIZI ÇALIŞIP, CUMA GÜNÜ DE VELİLERİMİZE KÜÇÜK BİR GÖSTERİ YAPTIK. BAZI ARKADAŞLARIMIZIN ANNELERİ EVDE YİYECEK BİRŞEYLER HAZIRLAYIP GETİRDİLER. MEYVELER VE KURUYEMİŞLER ALINDI. ÖNCE ŞİİRLERİMİZİ OKUDUK, MÜZİK ÖĞRETMENİMİZİN AKORDEONU EŞLİĞİNDE ŞARKILARIMIZI SÖYLEYİP EĞLENDİK, SONRA DA BİR GÜZEL YİYİP İÇTİK. SINIFÇA ÇOK EĞLENCELİ BİR GÜN GEÇİRDİK.



BEN VE SINIF ARKADAŞLARIM KÜBRA İLE MİNEL...


GÖSTERİDEN SONRA BESLENME SIRASINDA...


AŞAĞIDA, GÖSTERİMİZDEN İKİ SAHNE İZLEYEBİLİRSİNİZ...


23 Kasım 2008

24 Kasım Öğretmenler Günü

Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi
Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. 8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.
Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.
24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Atatürk'e “Başöğretmen” ünvanı verilişinin 80. ve bu günün öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlanmasının 27. yılı.Tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü en içten dileklerimle kutlarım..


Ali Rıza Binboğa - İlk Öğretmen >> DİNLE

20 Kasım 2008

20 KASIM DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ


Savaşların yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması ve insanlığın barış ve huzurlu bir dünyada yaşamak isteği sonucu kurulan Milletler Cemiyeti, ilk olarak 26 Eylül 1924’de Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi’ni kabul etmiştir. Ancak 1939 yılında yeni bir savaş çıkması Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bir süre ertelenmesine neden olmuştur. 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi’nde çocukların hak ve özgürlüklerine yeterince değinilmediği için çocukların özel durumları ve özel korunma ihtiyaçları nedeniyle çocuklara özgü ayrı bir belge hazırlama çalışmaları başlatılmıştır. 20 Kasım 1959 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 78 ülkenin temsilcilerinin katıldığı genel oturumda Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni oybirliğiyle kabul etmiştir.

Geçen otuz yıllık süre içinde üye ülkeler açısından bağlayıcı olan yeni bir uluslararası metnin hazırlanması gerekli görülmüş ve yapılan çalışmalar sonucunda 20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Çocuk Hakları Sözleşmesini oy birliği ile kabul etmiştir. 28 Ocak 1990 tarihinde imzaya açılan Sözleşme, aynı gün 61 ülke tarafından imzalanmıştır. 2 Eylül 1990’da 20 ülke tarafından onaylanarak uluslararası bir yasa gücüyle yürürlüğe girmiştir. 14 Şubat 1990 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda onaylanan Sözleşme 9 Aralık 1994 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi 27 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak 4058 sayılı yasa ile iç hukuk kuralına dönüşmüş ve Türkiye’de de uygulanmaya başlanmıştır.

Çocukların refahı alanında, çocukların yaşatılması, korunması ve geliştirilmesi açılarından yeni yaklaşımlar ve standartlar getiren Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların yetiştirilmesinde toplumun, devletin ve ailenin sorumluluklarını, yeni ilke ve standartlarla açıklamaktadır. Bu ilke ve standartlarla "nitelikli insan"ın yetiştirilmesi temel hedef olarak belirlemiştir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde çocuğun sağlığı, gelişimi, eğitimi ve katılımı temel konular olarak ele alınmaktadır. Temel konular çerçevesinde çocuk ihmal ve istismarı önemli yer tutmaktadır.



DÜNYA ÇOCUK HAKLARI BİLDİRİSİ

Her çocuk bu bildiride belirtilen haklardan yararlanmalıdır. Hiç bir çocuk ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal inanç nedeniyle ayrı tutulamaz.
Her çocuk korunacak ve özel bakım görecektir. Çocuğun iyi koşullar altında, zihnen, bedenen gelişmesi sağlanacaktır. Buna ilişkin düzenlemeler yasalarla güvence altına alınacaktır. Bu amaçla hazırlanacak yasalarda çocuk yararına olacak durumlar göz önünde tutulacaktır.

Her çocuk doğduğu andan başlayarak isme ve yurttaşlığa hak kazanmalıdır.
Çocuk, sosyal güvenlikten yararlanmalıdır. Sağlıklı büyüyüp gelişmesi için gereken her çaba gösterilmelidir.

Sakat çocuklar için özel bakım ve eğitim uygulanmalıdır.
Çocuktan sevgi esirgenmemelidir. Ailesi olmayan ve yoksul çocuklara özel ilgi gösterilmelidir.

İlkokul eğitimi parasız ve zorunlu olarak çocuğa sağlanmalıdır. Çocuklar genel bilgilerini arttıracak, yeteneklerini geliştirecek toplumsal sorumluluklar yüklenecek biçimde eğitilmelidir. Çocuğun eğitiminden sorumlu kişiler eğitime, öğretime ayrı bir özen göstermelidir. Çocuk; bir tür eğitim olan oyun oynamak ve dinlenmek olanaklarına sahip olmalıdır. Yöneticiler çocuklara bunları sağlamalıdır.

Sosyal yardım ve korunma konusunda çocuk ilk düşünülen olmalıdır.
Çocuk her tür kötülük ve sömürüden korunmalıdır. Çocuk, her ne biçimde olursa olsun alım satım konusu olmamalıdır.

Çocuk; ırk, din ve insanlar arasındaki ayrılık yaratan baskılardan titizlikle korunmalıdır.



TÜRK ÇOCUK HAKLARI BİLDİRİSİ

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi'nin ışığı altında Türk Çocuk Hakları Bildirisi hazırlandı. Bu bildiri 28 Haziran 1963 günü UNESCO Türkiye Milli Komisyonu 7. Genel Kurulunda kabul edildi.

İyi bakım, iyi yetiştirilme ve çocuğa uygun bir eğitim, her yerde ilgi, sevgi ve yardım görme her Türk çocuğunun hakkıdır. Resmi, özel her kurum, her yurttaş bu çocuk hakkını tanımak, eldeki olanaklarla onu gerçekleştirmek yükümlülüğündedir. Sıkıntı içinde bulunan çocuğun kurtarılmasına öncelik verilir.

16 yaşından önce hiç bir çocuk resmi öğrenimden alıkonularak özel işlerde çalıştırılamaz. Hiç bir şekilde sömürülemez.

Her ana baba çocuğuna bakmak, onu bilgili, becerili ve en iyi şekilde yetiştirmekle yükümlüdür. Orta dereceli öğrenime devam etmeyen, edemeyenlerin gerekli bilgi ve becerileri kazanmaları için devlet kurslar açar. Ana babanın yeterli olmadığı durumlarda bu görev çocuğun birinci derece yakın akrabalarına ve devlete düşer.

İlk öğrenimden sonra orta dereceli okullara devam etmeyenler, edemeyenler için teknik, tarımsal bilgi ve beceri kazandıran kurslar açılması ve bu kurlardan çocukların yararlanması için Milli Eğitim Bakanlığı, Belediye Başkanlığı ve muhtarlar işbirliği yapmakla yükümlüdür.

Sakat ve uyumsuz çocukların iyileştirilmeleri, yaşama zorluğu çeken çocukların kurtarılmaları, durumlarına uygun bir meslek için kendi yaşamlarını kazanacak derecede başarılı ve güçlü yetiştirilmeleri ana baba ile birlikte devletin ve bu amaçla kurulmuş örgütlerin ödevidir.

Çocuğun korunması ile ilgili yasalar öncelikle hazırlanıp çıkarılmalı, geciktirilmeden uygulanmalıdır.

16 Ekim 2008

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ??

KUŞLAR
Kuşlar nasıl oluştu?
Milyonlarca yıl önce, yeryüzünde en fazla bulunan hayvanlar sürüngenlerdi. Bunlar, soğukkanlı hayvanlardı. Gövdeleri pullarla örtülüydü. Sürünerek hareket ediyorlardı. Bu devirde yeryüzünde henüz insan yoktu. İlk sürüngenlerden bazılarında kanat ve tüyler gelişti. Uçmayı öğrendiler. İşte bunlar ilk kuşlardı.

Kuşlar nasıl uçar?
Kuşlar havada kalmak için kanat çırpar. Bazı kuşlar ise hava akımlarından yararlanarak kanat çırpmadan, süzülerek uçar. Uçmaya hazırlanan bir kuşun ilk yaptığı şey vücudunu alçaltarak, bacaklarını bükmek ve kanatlarını açmaktır. Sonra bacaklarını düzleştirerek havaya sıçrar. Hemen kanatlarını çırpmaya başlar. Kuşlar, havalanınca yükselmek için kanatlarını aşağı doğru çırpar. Kanat lekeleri aralarından hava geçmesine engel olacak şekilde sıkıca birarada tutar.

Kuşların en önemli duyusu nedir?
Bir kuşun en önemli duyusu görmedir. Kuşların çoğunda koklama duyusu çok zayıftır. Atmacada olduğu gibi, bazı kuşlarda gözler, insan gözünden on kez daha keskindir. Atmacalar avcıdır, gözleri başlarının önündedir. Bu nedenle başlarını çevirmeden avlarını gözleyebilirler.

Kuşlar çevrelerini nasıl görür?
Tohum, tane ve böceklerle beslenen küçük kuşların gözleri başlarının yanındadır. Sağ ve sol taraflarında nelerin olup bitttiğini görebilirler. Besin ararken, düşmanlarını gözlerken her iki tarafa bakabilirler. Gündüz kuşlarlar, renkli gördüğü halde, gece yalnız grinin tonlarını görebilirler.

Kuşlar sesleri nasıl duyar?
Kuşlarda, insanda olduğu gibi ses dalgalarını kulağa yönelten kulak kepçesi yoktur. Kulak delikleri tüylerle örtülüdür. Buna rağmen çok iyi işitebilirler. Yine de kuşların pek çoğu, sesin yönünü kolayca bulamaz. Yalnız, baykuşlar, sesin yönünü iyi bulur. Baykuşların iç kulakları özel bir yapıya sahiptir. Avlarının çıkardığı en ufak sesi duyabilirler.

Kuşlar, nasıl koku alır?
Kuşların çoğunda burun delikleri gaganın tepesindedir. Burun delikleri koku almada değil, solunum için kullanılır. Kuşlar genellikle iyi koku almaz.

Karada yaşayan en büyük kuş hangisidir?
Karada yaşayan en büyük kuş devekuşudur. Devekuşu 2.7 m. yükseklikte ve 156 kg. ağırlığındadır.

Uçan en ağır kuş hangisidir?
Sessiz kuğu uçan kuşların en ağırıdır. Ağırlığı bazen 23 kg.'dan fazladır.
En hızlı kuşDüz uçuşta; kuyruklu kırlangıç saatte 161 km.; yarış güvercini saatte 152 km. Hızla uçabilir. Balık yiyen kuşların hızı saatte 145 km., kuzu kuşunun dalış yaparken hızı ise saatte 128 km.'dir.

Havada en uzun süre kalma rekoru
Kırlangıçlar yaşantılarının çoğunu havada geçirir. Yuva yaptıkları zaman bile zamanlarının yarısını uçarak geçirirler. Havada uyurlar. Uçmayı öğrendiklerinden itibaren yuva yapıncaya kadar asla karaya inmezler. Bu süre 21 ay olabilir.

04 Ekim 2008

Kurt ve 7 Küçük Oğlak


Evvel zaman içinde yaşlı bir keçinin yedi yavrusu varmış. Bir anne çocuklarını nasıl severse o da yavrularını öyle severmiş. Günün birinde keçi, yavrularına yiyecek bulup getirmek için ormana giderken onları çevresinde toplamış:
- "Sevgili çocuklarım demiş; ben ormana gidiyorum. Kendinizi kurttan sakının. Eğer kurt evimize girerse hepinizi kıtır kıtır yer. Bu alçak çok kez türlü kılıklara girer, ama kaba sesinden, kapkara ayaklarından onu hemen tanıyabilirsiniz!" Küçük oğlaklar:
- "Sevgili annemiz, demişler, gözün arkada kalmasın... Güle güle git, güle güle gel... Biz kendimizi koruruz." Keçi melemiş, iç rahatlığıyla yola çıkmış.
Aradan çok zaman geçmemiş. Evin kapısını biri çalmış:
- "Sevgili çocuklar diye seslenmiş, kapıyı açın bakayım. Anneniz geldi, hepinize bir şeyler getirdi."
Fakat oğlaklar kurdun kalın sesini tanımışlar; içerden seslenmişler:
- "Sen annemiz değilsin... Onun sesi hem ince, hem de tatlıdır. Senin sesin kalın. Sen kurtsun!"
Bunun üzerine kurt bir dükkâna gitmiş, iri bir tebeşir parçası satın almış, bunu yemiş, sesini inceltmiş. Sonra geri dönerek yine kapıyı çalmış:
- "Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım, demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan bir şeyler getirdi."
Kurt kapkara ayaklarını pencereye dayamışmış. Oğlaklar bunu görünce yine bağırmışlar:
- "Sana kapıyı açmayız. Annemizin ayakları seninkiler gibi kara değil. Sen kurtsun!"
Kurt yine geri dönmüş, bir fırıncıya gitmiş:
- "Ayağımı bir taşa çarptım demiş; üzerine biraz hamur sürer misin ?"
Fırıncı kurdun ayaklarına hamuru sürmüş. Kurt bu kez değirmenciye koşmuş:
- "Ayaklarıma bir parça un serp demiş." Değirmenci kendi kendine:
- "Kurt yine birini aldatmak istiyor" demiş, un vermek istememiş. Fakat kurt:
- "Dediğimi yapmazsan seni yerim!" diye bağırınca değirmenci korkmuş, hemen bir avuç un alarak kurdun ayaklarına serpmiş.
Bunun üzerine kurt üçüncü kez eve gitmiş, kapıyı çalmış:
- "Sevgili çocuklar, kapıyı açın bakayım demiş; anneniz geldi, hepinize ormandan bir şeyler getirdi."
Oğlaklar bağrışmışlar:
- "Önce ayaklarını göster de anneciğimiz olup olmadığını anlayalım!" demişler.
Kurt ayaklarını pencereye dayamış. Oğlaklar bunların beyaz olduğunu görünce kurdun sözlerine inanmışlar... Kapıyı açmışlar. Bir de ne görsünler?.. Bu giren kurt değil mi? Oğlaklar ne yapacaklarını şaşırmışlar, saklanacak yer aramışlar. Biri masanın altına kaçmış. İkincisi yatağa sokulmuş. Üçüncüsü sobanın içine girmiş. Dördüncüsü mutfağa saklanmış. Beşincisi dolaba girmiş. Altıncısı çamaşır sepetinin altına sokulmuş. Yedincisi de duvar saatinin içine girmiş. Fakat kurt vakit yitirmeden birer birer hepsini yakalayıp tutmaya başlamış. Yalnızca saatin içindeki yedinciyi bulamamış. Karnı da oldukça doyduğu için onu aramaktan vazgeçmiş, çıkıp gitmiş. Evin önünde geniş bir çimenlik varmış. Orada bir ağacın altına sırt üstü yatmış, uyumaya başlamış.
Aradan çok zaman geçmeden keçi anne eve dönmüş. Aman Tanrım! Bir de ne görsün? Evin kapısı ardına kadar açık. Masa, sandalyeler devrilmiş. Çamaşır sepeti paramparça olmuş, yatıyor. Yastıklarla yorganlar yerlere atılmış... Keçi anne yavrularını aramış; hiçbir yerde bulamamış. Birer birer adlarını çağırmaya başlamış. Hiçbirinden karşılık alamamış. Sonunda sıra sonuncunun adına gelmiş. O zaman ince bir ses duyulmuş:
- "Duvar saatinin içindeyim, anneciğim!"
Keçi, yavrusunu oradan çıkarmış. Küçük oğlak kurdun gelişini, öbür kardeşlerinin hepsini yediğini anlatmış. Sonunda dışarı çıkmış. Küçücük oğlak da birlikteymiş. Çayırlığa vardıkları zaman kurdu bir ağacın altında yatar bulmuşlar. Öyle horluyormuş ki, ağacın dalları titriyormuş. Keçi anne kurdu uzun uzun seyretmiş. Karnında bir şeylerin kıpırdadığını, oradan oraya gidip geldiğini görmüş. İçinden:
- "Aman Allahım, yoksa kurdun akşam yemeği yaptığı yavrularım hâlâ sağ mı?" Bunun üzerine küçük oğlak eve kadar koşa koşa giderek makası, iğne-ipliği getirmiş. Keçi anne canavarın karnını yarmış. Daha küçük bir yarık açılır açılmaz oğlaklardan biri kafasını dışarı çıkarmış. Bir parça daha yarınca altısı da arka arkaya fırlayıp çıkmışlar. Hepsi dipdiri sapasağlammışlar. Meğer kurt aç gözlülüğü yüzünden bunları çiğnemeden yutmuş. Hepsi sevgili annelerinin boynuna sarılmışlar. Hoplayıp, sıçramaya başlamışlar. Keçi anne demiş ki:
- "Haydi bakalım, şimdi gidip, taş toplayıp getirin... Uyanmadan şu kurdun karnına dolduralım." Yedi oğlak çabucak taşları bulup getirmişler; kurdun karnını tıklım tıklım doldurmuşlar. Sonra keçi anne çabucak derisini dikmiş. Bu arada kurt bir şey sezmemiş, yerinden bile kıpırdamamış.
Kurt uykusunu alınca ayağa kalkmış. Karnı taşla dolu olduğu için pek susamış. Bir pınarın başına gidip su içmek istemiş. Yürürken oraya buraya kımıldadıkça karnındaki taşlar çarpışmaya, takırdamaya başlamış. Bunun üzerine kurt:
- "Şu acayip işe bak! Karnım bir şeyle dolmuş; Yuttuğum altı oğlak sanki birer taş olmuş!" demiş. Pınar başına varınca suya doğru eğilip içmek istemiş. Gel gelelim, karnındaki taşların ağırlığı yüzünden suya yuvarlanmış. Bağıra bağıra boğulup gitmiş.
Yedi oğlak bunu görünce koşa koşa gelmişler:
- "Kurt öldü! Kurt öldü!" diye bağrışmışlar. Anneleriyle birlikte pınarın çevresinde hoplayıp dönmüşler.



30 Eylül 2008

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...


AİLECE VE SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE GEÇİRECEĞİNİZ, ÇİKOLATA TADINDA NİCE BAYRAMLARA...

11 Eylül 2008

ŞİMDİ OKULLU OLDUK... ;)

NİHAYET GİTMEYİ ÇOK İSTEDİĞİM OKULUMDA ANA SINIFINA BAŞLADIM. ÇOK MUTLUYUM. SINIFIMI, ARKADAŞLARIMI VE ÖĞRETMENİMİ ÇOK SEVİYORUM. ANNEMLE BERABER RENGARENK KALEMLER, BOYALAR, DEFTERLER DE ALDIK ÇARŞIDAN. HER GÜN YENİ BİR OYUN, YENİ BİR ŞARKI ÖĞRENİYORUM. EVE GELİNCE ANNEMLE BABAMA ÖĞRENDİKLERİMİ ANLATIYORUM. ONLAR DA ÇOK MUTLU OLUYORLAR. 1. SINIFLARLA BİRLİKTE BİZ BİR HAFTA ÖNCE BAŞLADIK. VE İŞTE İLK OKUL FOTOĞRAFLARIM...









06 Eylül 2008

İŞTE TATİL RESİMLERİM

TATİL İÇİN; ANNEANNEM, KUZENİM VE BİZ GÖLCÜK-ULAŞLI'DAKİ ASKERİ KAMPA GİTTİK. HARİKA BİR TATİL GEÇİRDİM. ÇOCUKLAR İÇİN HER ŞEY DÜŞÜNÜLMÜŞ. OYUN BAHÇESİ, ÇOCUK HAVUZU VS... GÜNLERİMİN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ HAVUZDA VE OYUN BAHÇESİNDE GEÇİRDİM. ULAŞLIDAKİ "SAKLIGÖL"E DE GİTTİK. ÖRDEKLERE EKMEK ATTIM. ÇOK EĞLENCELİYDİ. DÖNÜŞTE DE UZUN BİR VAPUR YOLCULUĞU YAPTIK. AŞAĞIDA KAMPTAN, SAKLIGÖL'DEN VE VAPUR YOLCULUĞUNDAN FOTOĞRAFLARI GÖREBİLİRSİNİZ. DİĞER FOTOĞRAFLAR VE AYRINTILAR İÇİN "BURAYI" TIKLAYIN....

















































02 Eylül 2008

EVE DÖNDÜÜÜÜMM.... :))

HERKESE MERHABALAR. ŞAHANE BİR TATİLİN ARDINDAN EVİME DÖNDÜM. ÇOOKK GÜZEL BİR TATİL GEÇİRDİM. EN KISA ZAMANDA TATİL FOTOĞRAFLARIMI VE ANILARIMI SİZLERLE DE PAYLAŞMAYA BAŞLIYCAM. BU ARADA DÜN ANA SINIFINA BAŞLADIM. SINIFIMI, ÖĞRETMENİMİ VE ARKADAŞLARIMI İLK GÜNDEN ÇOK SEVDİM. OKULDA DA RESİM ÇEKTİK. ONLARI DA SIRASIYLA YAYINLIYCAM. ŞİMDİLİK BENDEN BU KADAR. DEVAMI İLERLEYEN GÜNLERDE. :)) HEPİNİZE SEVGİLEEERR.....

09 Ağustos 2008

TATİLE GİDİYORUZ...

SEVGİLİ ARKADAŞLAR. YARIN AİLEMLE BİRLİKTE TATİLE GİDİYORUZ. EYLÜL'DEN İTİBAREN YEPYENİ OYUNLAR VE KONULARLA TEKRAR BİRLİKTE OLMAK ÜZERE, HEPİNİZE SEVGİLER. KENDİNİZE İYİ BAKIN....


25 Haziran 2008

YUMURTA OYUNU


BU OYUNU, ANNEMİN ARKADAŞI "AYÇA ABLA"DAN, ONUN SAYFASINDAN ALDIK. ONUN DA İZNİYLE TABİİ. AYÇA ABLA'YA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. BEN BU OYUNU ÇOK SEVDİM. SİZLERİN DE SEVECEĞİNİZİ UMUYORUM. YUMURTALARI, EN ALTTAKİ SEPETTEN BAŞLAYARAK, YUKARIYA TAŞIMAYA ÇALIŞACAKSINIZ. HEPİNİZE KOLAY GELSİN ARKADAŞLAR...


04 Haziran 2008

OYUNCAK FABRİKASI


BU SEFER BİR OYUNCAK FABRİKASINDAYIZ. SAĞDAKİ ŞEMAYA BAKARAK, OYUNCAKLARIN DOĞRU PARÇALARINI BULUP MONTE EDECEKSİNİZ. AMA DUVARDAKİ SAATİ DE DİKKATE ALIN. SÜRE DOLMADAN OYUNCAKLARI TAMAMLAYIN. KOLAY GELSİİNNN... :)



21 Mayıs 2008

DONDURMACI GELDİİİİİİİ !!!


ARTIK HAVALAR İYİCE ISINMAYA BAŞLADI... DONDURMA YEME ZAMANI... AMA DONDURMAYI SİZ DEĞİL, MÜŞTERİLERİNİZ YİYECEK... ŞU ANDAN İTİBAREN DONDURMA SATIŞ ELEMANISINIZ. GELEN MÜŞTERİLERİN İSTEKLERİNİ DİKKATLİCE İZLEYİP, ONLARA İSTEDİKLERİ DONDURMALARI HAZIRLAYIP VERECEKSİNİZ. SONRA DA ONLARIN BIRAKTIĞI PARALARI TOPLAYACAKSINIZ. AMA KESİNLİKLE ÇOK HIZLI OLMAK ZORUNDASINIZ. ÇÜNKÜ MÜŞTERİLER ÇABUK SİNİRLENİYOR. SICAKLARDAN OLSA GEREK.... ☺
HAYDİ ŞİMDİ İŞ BAŞINA....



12 Mayıs 2008

BİR TANECİK ANNEME...


FEDAKARLIK, SEVGİ, SABIR VE GÜZELLİK NE DEMEK
TARİF ET DESELER...
ANNEM DERDİM...
CANIM ANNEM DERDİM...
SENİ BİR GÜN DEĞİL, HER GÜN ÇOK SEVİYORUM...
ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN CANIM ANNECİĞİM...
YÜREĞİNDEKİ SINIRSIZ SEVGİ VE SABIR İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER...
SENİ ÇOKKK SEVİYORUMM....

24 Nisan 2008

KUZENİMİN DOĞUMGÜNÜNDEN...

GEÇEN CUMARTESİ (19 NİSAN), KUZENİM ECE'NİN 7. DOĞUMGÜNÜ İÇİN ANNEMLE BİRLİKTE TEKİRDAĞ'A TEYZEMLERE GİTTİK. DOĞUMGÜNÜ PARTİSİ ÇOK GÜZEL GEÇTİ. PAZAR GÜNÜ DE SAHİLDEKİ BÜYÜK ÇOCUK PARKINA GİTTİK. HAVA ÇOK SICAKTI. SEVDİĞİM PAMUK ŞEKERİNDEN DE YEDİM. PARKTAN SONRA DA ALIŞVERİŞ MERKEZİNE GİTTİK. ORADA DA ÇOCUKLAR İÇİN OYUN ALANI VARDI. YEMEK YEDİKTEN SONRA ORADA OYNADIK. ÇOK EĞLENCELİ BİR HAFTA SONU GEÇİRDİM. PAZARTESİ SABAHLEYİN DE EVİMİZE DÖNDÜK.

DÜN DE 23 NİSAN EĞLENCELERİNE GİTTİK ANNEM VE BABAMLA. BURADAKİ ORİON ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE ÇOCUKLAR İÇİN BİR EĞLENCE DÜZENLEMİŞLER. PALYAÇOLARLA BERABER DANS ETTİM, SİHİRBAZ GÖSTERİSİ İZLEDİM, ŞİŞME OYUNCAKLARDA DOYASIYA ZIPLADIM. BİR DE SİNEMADA "HORTON" İSİMLİ ÇİZGİ FİLMİ İZLEYİP PATLAMIŞ MISIR YEDİK... TAM DA BAYRAMA YAKIŞIR, HARİKA BİR GÜN GEÇİRDİM.

AŞAĞIDAKİ RESİMLER TEKİRDAĞ'DA ÇEKİLEN RESİMLER. 23 NİSAN FOTOĞRAFLARI HENÜZ BENİMKİLERİN CEP TELEFONLARINDA DURUYOR. DAHA SONRA DA O RESİMLERİ PAYLAŞIRIM SİZİNLE...